SİYASİ TARİHİ ANLAMAK Fatih ERTUGAY
SİYASİ TARİHİ ANLAMAK
Olaylar, Süreçler, Eğilimler
Fatih ERTUGAY
“Tarih, herhangi bir genişlikte yazılabilir. Evrenin tarihi tek sayfada, bir mayısböceğinin yaşam dönemi kırk ciltte anlatılabilir.” (Norman Davies)
Anlamak sorularla başlar. Tarih disiplinin sorduğu başlıca soru “ne oldu” ve “nasıl oldu” sorularıdır. “Niçin/neden oldu” sorusu tarihin dolaylı olarak ele aldığı bir sorudur. Ancak esas olarak tarihi bugüne taşıyan soru bu sorudur.
Bu kitabın salt bir tarihsel döküm, kronolojik hikâye anlatımı olmadığını daha en başta itiraf etmek gerekir. Evet, büyük oranda bunu yapacaktır ancak bu döküm ve kronolojik anlatıya gerek tarih felsefesi anlamında gerekse de siyaset felsefesi ve siyasi tarih anlamında bir yeniden okuma ve ters yüz etme çabası da eşlik edecektir. Daha ilk bölümlerden itibaren okuyucunun zihninde birtakım soruların oluşmasını amaçlayan bu metin, elbette ki sayfaları boyunca kendi cevaplarına da işaret edecektir. Ancak temelde gerek soruları gerekse de vermediği cevapları ile okuyucuyu baş başa bırakmayı amaçlamaktadır. Hatta bir anlamda sorulmayan, gözden kaçan bazı soruların bizzat ve doğrudan okuyucu tarafından sorulmasını ümit etmektedir.
William Faulkner’ın “Geçmiş asla
ölü değildir, hatta geçmiş bile değildir” sözü insanın tarihle kurduğu ya da
kurması gereken ilişkinin bir boyutuna işaret eder. Tarihin bir takım nesnel
olgular üzerinden anlaşılması ve yazılması elbette mümkündür ve tarih
disiplinini var eden şey de tam olarak budur. Ancak tarih yazımında en az nesnel
olgular ve bulgular kadar kurmaca da işin içine girer. Gerard Delanty kitabının
ismini neden “Avrupa’nın İcadı” şeklinde koyduğunu anlatırken, tarihin belirli
bir boyutu ile nasıl günümüzden geriye doğru yeniden yazıldığını, iyilerin ve
kötülerin nasıl yer değiştirebileceğini; isimlerin, kavramların, coğrafyaların
ve kişilerin nasıl bizim isteklerimize göre şekillendirildiğini gösterir
bizlere.
Siyasi Tarih de tarihin ve
siyasetin kesiştiği bir alan olarak tüm bu modern tarih yazımından nasibini
alır. Bazı anlar öne çıkarılır, bazı yerler daha önemli hale getirilir, bazı
anlatılar yer değiştirir. İster Türkçe olarak kaleme alınmış olsun ister bir
tercüme eser olsun, Türkçe literatürdeki eserlerin birçoğunda yukarıda az çok
bahsedilmeye çalışılan handikaplar göze çarpmaktadır. Bu kitap, muhtevasında
gerek kısmi bir çerçevede bu tarih yazıcılığının eleştirisine gerekse de
şimdiye kadar sınırlı bir ölçekte ele alına gelmiş bazı konuları daha ayrıntılı
ve ön plana çıkaracak şekilde incelemeyi ve okuyucuya sunmayı amaçlamaktadır.
Unutmamak gerekir ki “tarih Sümerle başlar”.
